HACI   BEKTAŞ-I   VELÎ : “Kara Dut Ağacım Kurumasın”

G ö n ü l     G ö z ü n d e 

Dr.  Münir  Derman

Yıldızlar vardı benim vatanımın semalarında; fakat görünmezler. Gölgeleri topraktadır onların…

Dağılmış yurdun her köşesine küme küme… Gönül gözü ister, onları görmek için… Kokuları, renkleri efsanelere, menkıbelere bürünmüş, yatar gönüllerde… Nesilden nesile söylenir sözleri.

Kudret ve güçleri dolaşır durur.

Onlar ölmezler yaşarlar. Daima ruhaniyetleri okşar, her gönül sahibi olanları…

Bal peteği gibi yıllarca işlemişler vatanımın her yerini…

Bugünkü nesle nasib değilmiş… Kim onlar?.. Türbelerinde vakur ve asil bir sessizlik içinde bekliyorlar…

Kimi, neyi?.. Utanırım bunu söylemeye..

Onlar biliyorlardı ki, birgün biz utanmayacağız… Kimdir bunlar?..

Asırlar atlayarak bir-iki tanesini söyleyeyim…

Hacı Bektaş-ı Veli: Ne söyleyeyim O’nun için. Söze sığmaz…

Hacı Bayram-ı Veli… Fatih Sultan Mehmed beşikte iken yaşamış, İstanbul’u fethedeceğini haber vermiş… Hacı Bayram Bugün Ankara’da bir semtin ismi o kadar…

Hacı Şaban-ı Veli: Kastamonu’da yatıyor. İsmini bilen yok, yattığı yerde…

*

Allah kelamı kara düşünce ve yobaz düşünce ile anlaşılmaz. Allah’ca bilmek lazımdır. Arabca ile de olmaz…

Size birşey söyleyeyim mi? Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli mükemmel Arabca bilmezlerdi.

Bu ne demektir? Amma Allah’ca bilirlerdi…

Cenab-ı Allah, dostu ile Allah’ca konuşur. Arabca değil. Senin düşüncen ile konuşur…

Yalnız O’nunla konuşmak için Mi’rac olan namazda Resul-ü Ekrem’e indirdiği Arabca kelamı ile ibadet edersin. O kadar… Diğerlerini kendi dilin ile… Hem Allah her dili bilir, ‘illa ben Arabca konuşacağım’ dersen yanına bir tercüman al !

**

Hacı Bektaş-ı Veli’nin vefatlarında, Hacı Bayram-ı Veli 14-15 yaşlarında idiler.

Hacı Bayram-ı Veli’nin vefatlarında, Hacı Şaban-ı Veli 12-13 yaşlarında idi.

Yunus, Hacı Bektaş-ı Veli zamanında çocuk…

Hacı Bektaş-ı Veli ve Hacı Bayram-ı Veli’nin velayeti bitmiştir. Ruhaniyetleri devam ediyor.

Bugünkü asırda Muhyiddin ibn Arabi’nin ve Hacı Şaban-ı Veli’nin

velayetleri de, ruhaniyetleri de devam etmektedir.

Velayetinin bitmesi ve bazılarının ruhaniyetinin devam etmesi büyük bir hikmettir.

Hayatda iken velâyet sahibi olanda “tasarruf” mevcuttur.

Mekân aleminden çekildiği zaman , ancak onlara kalben rabıta kuranlara manen tasarruf edebilirler.

* * *

Allah yolunda olana; Kur’an-ı Kerim ve Resul-ü Ekrem kafidir…

Allah’ın velisi sandığın kadar çok değildir. Kendi veliliklerini bilmeyen asıl “veli”lerdir ki

Resulullah’ın ruhaniyetinin habersiz mümessili onlardır.

Anadolu’da, Hacı Bektaş-ı Veli zahir uleması ile mücadelenin başında gelir.

Lisanı, ananeyi, imanı Anadolu’da kurtaran ve yoğuran Hacı Bektaş-ı Veli‘dir.

Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Şaban-ı Veli: İşte

Yesevi’nin görünen keramet ve büyüklüğünün müridleridir.

* * * *

HACI   BEKTAŞ-I   VELÎ *

Hacı Bektaş-ı Veli’nin hayatı, aslı menkıbelerden ibarettir.(…) Hz.Yesevi’den, Resulullah kanalından sıyrılmış Allah’ın velilerinden biridir. (…) Bunların hepsi aklın almayacağı ve Bektaş-ı Veli hakkındaki hünkarın velâyetnamesinde ki, kimsede olmayan el yazması ve tahrif edilmemiş nüshasında yazılıdır. O nusha da, ha bu küçük satırları karalayandadır.

 Hacı Bektaş-ı Veli Nişabur’ludur. Lokman-ı Perende’nin talebesidir.

Ahmed-i Yesevi’nin Anadolu’da “-Bakın görün !…” diye saldığı ve ademiyet hamulesiyle görünmek hünerine sahip büyük insan…

Kırk yıl çile ve ibadet hayatı yaşıyor. Çocukluğunda aklın alamayacağı, öteyi bilmeyenleri sarsacak kendisinden çok keramet zuhur etmiştir.

Bundan ötürü hakiki hüviyeti hakkında tarihi malumat yoktur. Tarihlere göre Selçukiler zamanında yaşamıştır. Aklın alamayacağı hadiselerle yoğrulu insanları, nedense tarih içine almıyor veya onlar girmiyor.

Sözlerle resmi şöyledir:

Uzun boy. Kemikli. Şişman değil. Siyah uzun saçlı. Elmacık kemikleri çıkık. Gözleri simsiyah. Sakal yok denecek derecede. Sakal bırakmamıştır.  (Köse değildi ha...)

Hacı Bektaş’ı rüyasında görenlerden bilinir ve kendim de gördüm ; 70 seneden beri hem çok…

Dudaklarında daima vird ettiği şu: 3 Allah, 6 ilahi esma: “Ya Gani, Ya Allah” !.. “Ya Hayy, Ya Allah” !…  “Ya Kayyum, Ya Allah” !.. “Ya Gaffar” !.. “Ya Rahman”!.. “Ya Rahim” !..

Başka evradı yok.

Hacı Bektaş-ı Veli irtihal ettikten sonra, dâr-ı ukbaya teşriflerinden hemen sonra  uzun boylu, yüzü peçeli, yeşil bir örtü ile kapalı bir at üzerinde, atlı bir zat Hacıbektaş’a, Yassıhöyük’e gelir… Cenazeyi gaslediyor, yıkıyor, kefenliyor.  Cenaze namazını kıldırıyor ve kabre indiriyor… Toprağı atarken “Ya Gani, Ya Allah” !.. “Ya Hayy, Ya Allah” !…  “Ya Kayyum, Ya Allah” !.. “Ya Gaffar” !.. “Ya Rahman”!.. “Ya Rahim” !.. okuyarak mezara üflüyor.

        Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli kabrine gömüldükten sonra “yüzü peçeli, yeşil örtülü adam” cemaate veda eder. Tekrar atına binip gideceği sırada Hünkar’a otuzüç sene hizmet eden Sarı İsmail, yanına sokuldu. Atına binerek ayrılırken Sarı İsmail, atın dizginini tutarak:

“-Ya Erenler, Yıkadığın, namazını kıldırdığınyüzünü gördüğün  ve defnettiğin er hakkı için söyle bana:  kimsin Sen ? Yüzünü aç göreyim.” demiş.

        Yüzü yeşil örtülü adam Sarı İsmail’in yalvarmasına dayanamadı. Peçesini kaldırdı… Yüzündeki örtüyü açtı. Bu, Hacı Bektaş Hünkar’ın ta kendisi idi. Sarı İsmail gördü ki Hacı Bektaş-ı Veli… Kendilerine uzun senelerce hizmet etmiş olan Sarı İsmail, derhal yere kapanarak atının sağ ayağını öper:

“Ah Erenler Şahı!.. 33 yıldır hizmetindeyim; sana otuz senedir hizmet ettim; nasıl da tanıyamadım seni? Bağışla…” der ve ağlamaya başlar. Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, Sarı İsmail’e şöyle dedi: Er ona derler ki, Eren odur ki,  ölmeden ölür, kendi cenazesini kendi yıkarnamazını kıldırır ; defneder” Sonra: “-Sen de böyle olmaya gayret et İsmail !..” diyerek yüzünü örter; atını sürer ve gider…

Şimdi şu iki satırlık anlatılan hadise olmuştur. Hakikatdır. Buna bugün ‘böyle şey olmaz’ diye ısrar edersen, hayaldir bu… İnandırmaya çalışırsan “saçmalama, hurafelere nereden kapıldın” diye üzerine hücum ederler..

Hacı Bektaş-ı Veli, bu aklın almadığı hadisede gizlidir. Aklını başına alarak, ona hakaret etmeden bu efsaneyi halletmeye çalış… O zaman Hacı Bektaş-ı Veli ‘nin kim olduğunu anlarsın.

        ***

karadut

KARADUT

Yedi asırdan beri her sene meyve veren bir karadut ağacı vardır; Hacı Bektaş-ı Veli ‘nin türbesinde. Horasan’dan gelme…

        Yolun oraya düşerse bu dut ağacından bir parça yaprak ye. Sebebini sorma. Korkma hayvanlaşmazsın. Ot yiyenlerden olmazsın. Bu kara dut için Hacı Bektaş-ı Veli şöyle demiş : “-Bu ağaç dut verdikçe bilesiniz Anadolu bizimdir…”

Kara dut: Ahmet Yesevi’nin devamı olan Bektaş-ı Veli’nin ruhaniyetinin devamını bildiren maddi meyve…

Hurafeleri at. Doğruyu söylüyorum: “Şu karadut ağacı meyve verdikçe bilesiniz. Anadolu bizimdir…

        ***

ANADOLU’NUN   ÜÇ  “HACI”SI

Anadolu’da hacılık ve veliliklerini aşikâra vuran ve ilan eden üç büyük güneş vardır: Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Şaban-ı Veli...

Bu merkezler Anadolu’nun manevi gücünün menbalarıdır. Onların ve onların yetiştirdiği büyüklerin manevi kudret ve dualarıyla duruyoruz.

Kabirlerini ziyaret ediniz. Orada arşa yükselen pencereler görebilirsiniz.

        Boş taraflarınızı onların haykırdığı “ALLAH” ile doldurunuz.

        Ruhaniyet-i Resulullah ile yıkanınız. O zaman ne ölür, ne kurur, ne yıkılırsınız.

        ***

        “ELİNE – BELİNE – DİLİNE…”

        Hacı Bektaş-ı Veli evlenmemiştir. Bu sözü ile evlidir.

        Kadın.

        Ev.

        Harem.

        Aile.

Allah’ın verdiği en büyük nimetlerdir. Dünyada en mukaddes bir ibadet mescididir.

Kadın; ailenin, devletin temeli, evin her türlü ziynetidir.

Kadını sevmek en büyük ibadetdir. Bu formül Resulullah’ın bildirdiği İslâm’ın vahdet ve birlik ilahi sembolüdür.

        Erkek, kadının kölesi olursa; kadın erkeğin cariyesi olur. Erkek, kadının kölesi olmak mecburiyetindedir.

Bu esas aile birliği, Hacı Bektaş-ı Veli’nin şu sözünde perdelenmiş açık berrak bir süretde haykırılmıştır.

“Eline, Beline, Diline… Allah’ın emrine göre hakim ol.” Bu erkeğe hitaptır. Zira kadın ziynet ve nimettir.

Allah’ın emanet ve hediyesi olan kadını her şeyden erkek korur. Bundan ötürü haremine sahip çıkmıştır.

Kadın haremde ailenin, devletin temelidir. Erkeğin esiri değil… Evinizi bozmayın. Sıkıntı ve dertlerine tahammül edin. Bu sabırdaki güzellik ve zevki duyun. Yaşamak zaten budur.

        ***

        GARİB

        Hacı Bektaş-ı Veli hazretlerine bir gün bir garip gelmiş.

“-Ya Sultanım, bana öğüt ver de yapayım.”

“-Hiç yapmadığını yap…” demiş.

Garib, “-Yapmadığım kalmadı. Yok…” demiş.

“-O halde bütün yaptıklarına tövbe et… Sonra gel kulağına bir şey söyleyeceğim…”

Garip adam gitmiş. Bir sene tövbe etmiş. Başkalaşmış, tekrar gelmiş Sultan’ın huzuruna, “-Efendim dediklerini yaptım. Kulağıma birşey söyleyecektin.. Buyurun.” demiş…

Sultan : “-Yanaştır kulağını, tövbe ettiklerine tekrar başla, tekrar gel..” demiş…

Garip gitmiş, bir sene sonra tekrar gelmiş. “-Yaptım efendim..” demiş.

        O zaman koca Sultan: “-Hayvanlar insanları kabul etmezler. İnsanlar ne kadar zorlasalar onların kadrosuna giremezler. İnsanlar bocalamalarında, tahkir makamında hayvanların isimlerini kullanırlar. Halbuki hayvanlar en temiz mahluklardır. Onlara sual yoktur. Sual ve azap olmadığı halde insanların emrine verilmişlerdir. Bu sözlerimden bir şey anlamadın hiç… Eşek…” demiş…

        “Sen dediklerimi yapmakla insan olduğunu isbat ettin… Hak’kın emri böyle, muradı böyledir.”

         ***

        HAKK’IN EMRİ

        Hakk’ın emri: Nefse ait istek ve arzuların zıddı ve aksidir.

        Yalan gürültü yapar. Hakikat sakindir.

        Yıldırım, gök gürültüsü duyulmadan evvel çoktan düşmüştür.

        Güneşe arkasını dönen, gölgesinin peşinden yürür.

        Gayb, görülemeyen değil, görünmeyendir. Bu cümleyi bir-iki defa okuyup düşünmenizi rica ederim.

        Sabır, zilleti izzete tebdil eder, bilir misiniz?.. Ruh alemini zeka kadrosuna sığdırmaya çalışmak en büyük beşer hamâkatidir.

***

        Ankara, 30.8.1986

* * * * * * *

(*) ÖNEMLİ NOT : Bu yazıdaki irticalen yapılan bir sohbette anlatılan  Hacı Bektaş-ı Veli , bir Allah dostunun keşfine dayalı verileri içermektedir. Literatür değerini tartışmak; eleştirel bir yaklaşımla tarihi  gerçekliğini irdelemek anlamsız bir çaba olacaktır. Tasavvuf&Sufiler