CEMALEDDİN GAZİKUMUKİ’NİN MEKTUBU

OSMANLI ŞEYHÜLİSLAMI’NA MEKTUB 

 

 

 

 

 

NAKŞBENDÎ ŞEYHİ

SEYYİD CEMALEDDİN GAZİKUMUKİ’NİN

OSMANLI ŞEYHÜLİSLAMI’NA YAZDIĞI MEKTUB

Seyyid Cemaleddin Gazikumuki k.s.

İmam Şamil, içteki münafık, hain yerli işbirlikçileriyle uğraşırken bir yandan da zâlim, işgalci emperyalist Hıristiyan Rus kuvvetlerine karşı dini, vatan ve özgürlüğünü korumaya çalışmaktaydı. Bunun için eldeki bütün kuvvetlerine rağmen düşman kuvvetlerinin korkunç bir sayı ve silah üstünlüğü onu mecburen İslam ülkelerini harekete geçirmek için diplomatik girişimlerde bulunmaya zorlamış, ancak hiçbir netice alamamıştır. Bu paralelde, Kafkasya’nın önde gelen Nakşbendi Şeyhlerinden, Şamil’in de mürşidi ve aynı zamanda kayınpederi olan şeyh Cemaleddin Gazikumuki k.s. , Osmanlı Şeyhülislamı’nın dikkatlerini Kafkasya üzerine çekmek üzere kendilerine. Ağustos 1848’de aşağıdaki mektubu göndermiştir.(*)

***

Bismillahirrahmanirrahim

 İlmiyle amil olan âlimlerin numunesine, kemalde eşsiz olan tüm insanların dayanağına, İslam’ın hizmetçisine, halka doğru yolu gösteren ve hakikatleri bildiren Peygamber’in soyundan olan kişiye, yüce huzuruna, müslümanların yegane şeyhi değerli kardeşimize. Salât ü selâm sizin, necip atalarınızın ve Kıyamet’e kadar gelecek olan sülalenizin üzerine olsun.

Haşmetmeabları, meşhur ve ulu kardeşimiz, mükemmel âlim, bilmiş olunuz ki, Dağıstan’da -Allah onu Rus zulmünden muhafaza buyursun- pek çok halk bulunmaktadır. Orası ilmin kaynağı ve yiğit erdemli kişilerin yetiştiği ocak haline gelmiştir. Dağıstan halkının bir kısmı emirler tarafından, diğer kısmı ise prenssiz yaşıyordu. Bunlar hiç kimseye hatta kendilerine bile boyun eğmeyen bağımsız ruhlu insanlardır. Barış, huzur ve mutluluk içinde yaşıyorlardı. Onları boyunduruk
altına almaya çalışan zorbalarla karşı karşıya değillerdi. Bilakis Dağıstanlıların kılıçlarının parıltısı, onlara direnme kabiliyeti olmayan kâfirleri fethediyordu.

Fakat kâfirler müslümanların uyanık ve birlik halinde olmadıklarını anladılar. Onların bölünmüş vaziyette olduklarını ve liderlerinin de birbirlerine düşman olduklarını gördüler. Müslümanların liderlerinin çoğunun, İslam için çalışmayı unutup, şahsi menfaatlarını gözettiklerini ve (kâfirlerden) para beklediklerini anladılar. Böylece, onları yanlarına davet ederek hediye üstüne hediye vermek için elverişli fırsatı buldular ve neticede onların bölgelerine girip, onları kendi iktidarlarına boyun eğdirdiler ve müslümanlara zulmetmeye başladılar. Onların faaliyetlerinin gayesi İslam’ı ortadan kaldırmak ve putperestlerin sayısını arttırmaktı.

Dağıstan halkı uzun süre mücadele etti. Fakat sayılarının azlığı, ordularının zayıflığı ve gerekli vasıta ve güce sahip olan ülkelerden hiçbir yardım ve imdat görmemeleri sebebiyle kâfirler Dağıstan’da kaleler tesis edebildiler ve halkı vergiye bağladılar. Nihayet Dağıstanlılar boyun eğmek zorunda kaldılar. Onların yapacağı başka hiçbir şey yoktu.

Sonra, en yüce, en büyük ve en güçlü olan Allah bize acıdı ve yok olup gitmemize müsaade etmedi. O, savaşçı İmam Şamil Efendi’ye kâfirlere karşı gece gündüz savaşmak için güç ve akıl verdi. Allah ona arkadaşlar ve yardımlar ihsan etti ve sadece Allah’tan yardım dileyerek gece-gündüz durmaksızın savaşmaya başladı. Onlar öldürüyor ve ölüyorlar, yeniyor ve yeniliyorlardı. Böylece savaş yıllarca sürdü ve bugün hala sürüyor. Hiç şüphesiz bu fevkalade faaliyetle ilgili haberler size kadar ulaşıyor. Yüce Allah Şamil’in kâfirleri köylerinden, kalelerinden ve şehirlerinden kovmasına, mallarını yağma etmesine, çocuklarını hapsettirmesine ve onları düzlere ve bayırlara doğru sürmesine yardım etti. Böylece eski duruma tekrar gelindi. Bu ise sadece Allah’ın lütfu, yardımı ve desteği ile mümkün oldu.

Bu uzun savaş yılları süresince nice kötülüklere katlandık, nice güçlüklerin ve kötü duyguların üstesinden geldik! Nice defalar kendimizi ümitsiz durumlarda bulduk ve
bizi onlardan sadece Allah’ın yardımı kurtardı! Nice âlimler ve büyük zatlar şehit oldu, nice yolunu sapıtanlar yok oldu, nice müslüman cennete girdi ve nice kâfir teşebbüslerinde başarısız kalarak cehennem ateşine yuvarlandı! AIlah’a hamd ü senalar olsun.

Sonra İmam Şamil -Yüce Allah, ülkeyi putların ve sapıkların pisliğinden kurtardıktan sonra, onun bağlılığını muhafaza etsin ve gücünü arttırsın- Şeriat kanununa göre düzeni kurdu. Şeriat kurallarına itaat etmeyenleri gözetlemekle görevli müftüler ve muhtesipler tayin etti, kadılar, binbaşı ve yüzbaşılar görevlendirdi. Kur’an’ın, Sünnet’in ve Şeriat’ın tâlimatlarına göre içki içenleri, fuhuş yapanları ve cinayet işleyenleri cezalandırdı. Bu sayede cinayet ve kötülüğü yok etti ve insanları hakikatin yolunda idare etti. Mutluluğun, mutsuzluğun ve her işin anahtarı elinde olan, yücelten ve alçaltan, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd olsun. Bütün ülke O’nun adaleti ile parlamakta, şehirler ve köyler O’nun nimetlerinin parlaklığı ile ışıldamaktadır. O’nun yardım elleri mutluluk meyveleri taşımaya devam etsin ve O’nun lütuf seli bahçeleri durmadan çiçeklensin.

Ey sevgili ve şerefli kardeşim, sizin ve Padişah’ın yüce Divanı’nın âlimlerinin sessiz kalışınıza şaşıyorum, içinde bulunduğumuz feci durumu bildiğiniz halde, niçin Sultan’ı, yakınlarını, önemli kişilerini ve liderlerini ikna etmiyorsunuz? Susmaya hakkınız var mı? Kıyamet günü Allah sizi sorguya çekerse ne cevap vereceksiniz? ‘Ne yapıyordunuz, ne söylüyordunuz; neyi emredip neyi yasaklıyordunuz?’ diye sorduğunda ne diyeceksiniz. O halde bu soruya bir cevap hazırlayınız.

Ey âlim kardeşim! Sizin hakkınızda kötü düşündüğümüzü gizlemeyeceğim. En büyük imam, yüce Halife sizi dinlediğine ve siz de ona savaşa girmeyi tavsiye etmediğinize göre başka türlü bir şey yapmanız gerekmez mi? Verdiğiniz sözü yerine getirmenin tam zamanı değil mi?

Ey ilmiyle amil olan âlimler, ey kamil müminler, sahip olduğunuz bütün imkanlarla İslam’ın düşmanlarına karşı savaşmak zorundasınız. Osmanlı Bâb-ı Âli’sinden, burada savaşan kimselere yardım ve destek sağlamasını istemelisiniz. Hem Allah’ın koruduğu askeri birlikler göndererek bize yardım etmeniz, hem de sultanlar arasında yapıldığı gibi görüşmeler yapmak suretiyle Rus Sultanı(hükümdarı)nı bize karşı sürdürdüğü askeri faaliyetlerine son vermeye mecbur etmeniz kaçınılmaz haldedir (zaruridir).

Dağıstanlı âlimlerle yaptığım bir görüşmenin ardından size bildirmek istediğim bunlardan ibarettir. Sadece bu hakir size müracaat ediyorsam da bu mesajı tüm âlimlerin bir şikayeti olarak kabul edebilirsiniz.

Nasihatımı kabul ederseniz, Allah sizi mükafatlandırsın ve cennetine koysun. Kabul etmezseniz, Allah bize yeter. O, kendisine güvenilen kimselerin en iyisidir. Yüce Allah’ın dışında güç ve kuvvet yoktur. O, merhametlilerin en merhametlisidir. (**)

Ağustos 1848