Prof. Dr. İbrahim MARAŞ: ŞEYH ZEYNULLAH RASÛLÎ (1833-1917)

ŞEYH ZEYNULLAH RASÛLÎ

(1833-1917)

Prof. Dr. İbrahim MARAŞ

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

  1. Zeynullah Rasûlî’nin Hayatı:

            İdil Ural bölgesinin, özellikle de Kazakistan ve Sibirya’ya sınır kesimlerinin, meşhur Nakşibendî şeyhidir. Tam adı, Zeynullah b. Habibullah b. Rasûl b. Musa b. Bayramkul b. Aşık b. Sultanay b. Murat Topay b. Uraz Ali b. Yanşî b. Yatabî’dir. Zeynullah İşan, Zeynullah Rasûlî veya Zeynullah en-Nakşibendî diye tanınmaktadır. Orenburg gubernasında Troytsk şehrine bağlı Tüngatar (bugünkü Başkurdistan’da Uçalı bölgesi) uyezdinin Şerif (veya Şerip) köyünde 25 Mart 1833’te doğmuştur[1].

Aslen bir Başkurt boyu olan “kvakan” kabilesinden olan Zeynullah Rasûlî, 12 yaşına kadar kendi köyünde eğitim görmüş ve sonra Malay Moynak köyünde Yakup İşan medresesi’nde okumuştur. Yakup İşan’ın 1848’de Ahund köyüne geçmesi üzerine onunla bu köye giden Zeynullah Rasûlî, 17 yaşına kadar bu köydeki medresede okumuştur. Burada okuduğu sırada sorduğu bazı teolojik (kelâmî) sorulara karşı hocasından yeterli cevap alamdığı için 1851’de Troytsk’a gelmiştir. Troytsk’da Ahmet b. Halit Mengerî (ö. 1870)’nin[2] medresesinde yedi sene yüksek dini ilimler  okumuştur. Mantık, hikmet ve teoloji (kelâm) ilimlerini öğrenmiş, özellikle de teolojiden Akâid-i Adudiye kitabını okumuştur[3]. Kur’an okuma ilmi olan Tecvid ilmini de o dönemin meşhur hocalarından el-Hac Damolla Muhammetşah b. Miras’tan almıştır[4].

 

Zeynullah Rasûlî, eğitimini tamamladıktan sonra 1858’de Verhno-Ural’a bağlı Akhoca köyü halkının isteği üzerine bu köye gitmiş ve 1859’da imam ve müderrisliğe başlamıştır. Aynı yıl Çelyabinsk’e bağlı Çardaklı köyünde Çardaklı İşan veya Abdülhakim Çardaklı olarak tanınan Abdülhakim b. Kurbanali b. Abdülhamit b. İsan b. Bursık b. Yolyahşî  (ö. 1872)’ye bağlanmıştır. Nakşibendîlik tarikatinin Müceddidiye kolundan olan Abdülhakim Çardaklı, Buharalı Şeyh Niyazkulı Han Türkmânî’nin müridi olan Şerefüddin b. Zeynüddin (ö. 1846) ‘in baş halifesi idi Nakşibendiliğin bu kolu Ahmet Sirhindî (İmam Rabbani)’ye kadar gidiyordu. Zeynullah Rasûlî de Çardaklı İşan’ın icazetli (izinli) halifesi olmuştur[5]..

 

Zeynullah Rasûlî, kendi yazdığı Fevâidü’l-Mühimme adlı küçük kitabında Abdülhakim Çardaklı’ya bağlı olan tarikat silsilesini, yani Müceddidiye koluna bağlı silsilesini şu şekilde vermektedir: Abdülhakim Çardaklı, Şerefüddin İsterlitamâkî, Niyazkulı Han Türkmânî, Molla İdris, Muhammed Îdkulı, Hüdaykulı, Habibullah Hacı, Ahmet el-Mekkî, Meyan (Muhammed) Masum…İmam Rabbani…Mevlana Ubeydullah Ahrar…vs[6].

 

Zeynullah Rasûlî, 1859-1866 yılları arasında dört defa evlenmiştir. Bu evliliklerden ikisi halkın tepkisini çekmiştir. Bunlardan birisinde, Abdülkerim köyündeki bir imamın ölümünün ardından onun mirasını paylaştırmış ve kendisi de bu kişinin dul kalan hanımıyla evlenmiştir. Diğerinde ise, vefat eden kendi kayınpederinin genç hanımıyla evlilik yapmıştır[7]. Rasûlî’nin bu iki evliliği, sonraki yıllarda hakkında şikayetlerin yazılmasına ve sonuçta sürgüne gönderilmesine yol açmıştır.

 

Rasûlî, kısa bir süre çay ticareti ile uğraşmış ancak başarılı olamamıştır. 1869’da vefat eden bir Kazak zenginine vekaleten Hacca gitmiştir. 18 Ağustos 1869’da İstanbul’a gelmiş ve burada meşhur Nakşibendî şeyhlerinden Ziyaüddin Gümüşhanevî (1813-1893)’ye bağlanmıştır. Ziyaeddin Gümüşhanevî ise Nakşibendiliğin Halidiye[8] koluna bağlıdır. Böylece Zeynullah Rasûlî, iki koldan Nakşibendî tarikatına bağlanmıştır. İstanbul’da 40 gün kaldıktan sonra İskenderiye ve Tanta üzerinden Medine’ye ulaşmıştır. Bu seyahatinde gezdiği bölgelerin meşhur alimleriyle görüşmüştür. Bunlar arasında; Abdürreşid, Muhammed Mazhar, Şeyh Abdülgani, hadis alimi Şeyh Abdülhamit, Şeyh A’zeb, Şeyh Yusuf İzzî, Şeyh Dürrac el-Mâlikî…gibi alimler vardır. Rasûlî, Çerkes şeyhi Muhammed Said Efendi’den de kısa sure ders almıştır. Hac dönüşünde tekrar İstanbul’a uğramış ve Ziyaeddin Gümüşhanevî’nin halifesi olmuştur. Böylece Rasûlî’ye İdil Ural bölgesinde irşad, terbiye, Kur’an ve Hadis ilimleri, çeşitli zikirler ve dualar öğretme konusunda icazet (izin) verilmiştir. Eylül 1870’te Troytsk’a yeniden dönen Rasûlî, Nakşibendiliğin Halidiye kolunu etrafında yaymaya başlamıştır[9].

 

Nakşibendiliğin Halidiye kolu İdil Ural bölgesinde daha önceden de mevcuttur. Bu kol adını Mevlana Halid Bağdâdî (ö. 1827)’den almıştır. Halidiye kolunun o döneme kadar bilinen iki Tatar temsilcisinden biri Kazan’ın Kazaklar köyünden imam, müderris ve ahund Fethullah b. Sefer Ali el-Minâvuzî (ö. 1852)’dir. Bu kişi, Mevlana Halid’in Mekke halifesi Abdullah el-Mekkî el-Erzincânî’ye bağlıdır. Halidiye kolunun diğer temsilcisi ise meşhur Çistaylı Muhammed Zakir İşan’dır. Ancak İdil Ural bölgesinde Halidiye kolu, esas olarak, Zeynullah Rasûlî ile meşhur olmuştur. Rasûlî, Ziyaeddin Gümüşhanevî’ye bağlı silsilesini şöyle sıralamaktadır:  Ziyaeddin Gümüşhanevî, Ahmet b. Süleyman et-Trablusî, Mevlana Halid Bağdadî, Gulam Ali (Abdullah Dihlevî), (Habibullah) Can Canan el-Mazhar, Nur Muhammed Bedvânî, Seyfüddin Muhsin, Muhammed Ma’sum, İmam Rabbani, …Ubeydullah Ahrar es-Semerkandî…Bahaüddin Nakşibendî…vs[10].

 

Zeynullah Rasûlî, Gümüşhanevî’nin halifesi olarak başladığı faaliyetlerinde kısa zamanda büyük başarılar kazanmıştır. Birçok insan etrafında toplanmıştır. Hatta Çardaklı İşan’a bağlı bazı meşhur müridler ondan izin almaksızın Rasûlî’ye bağlanmışlardır. Bunlar arasında; Molla Muhammed Rahim, Molla Şerefüddin ve Molla Muhammedcan gibi alimler vardır. Bunun üzerine Çardaklı İşan kendi müridlerine el uzatılmamasını istemiştir[11]. Bu olay, Çardaklı İşan ile Rasûlî arasında bir soğukluğa sebep olmuştur. Bu arada iki hanımını boşayan ve 1871 yılı içinde iki hanımla daha evlenen Rasûlî hakkında çeşitli söylentiler dolaşmaya başlamıştır.

 

Diniye Nezâreti’ne ve çeşitli resmî makamlara yazılan yoğun şikayetnameler sonucunda Diniye Nezâreti olaya el koymuştur. Şikayetnamelerdeki suçlamalardan bazıları şu şekildedir: Rasûlî gelişigüzel mürid toplamakta, hanımları ve genç kızları mürid yapmak veya tarikat eğitimi bahanesiyle yanına çekip kendisine nikahlamaya çalışmakta, haftada bir kere zikir (Allah’ı anma, dua) toplantıları yapıp bu toplantılarda bağırıp çağırarak raks ve devran (dansla zikir) ile açık zikir yaptırmakta, hatta müridleri namazda bile bağırmakta ve Rasûlî onların namazlarının bozulmadığı yönünde fetva vermektedir. Rasûlî, bunların dışında Osmanlı taraftarı olmakla da suçlanmıştır. Ayrıca daha önceleri bir nikah meselesinden dolayı Rasûlî’ye düşman olan Molla Eftah b. İshak, Diniye Nezâreti’ne yazdığı bir şikayetnamede, Rasûlî’nin bidatçi olduğunu, insanları sapıklığa davet ettiğini, onun ve İstanbul’daki şeyhinin büyücü olduğunu, mescitlerde taş ile efsun (büyü) yaptığını iddia etmiştir[12]. Suçlamalar arasında en çok dikkat çekeni ise; Rasûliye medresesi müderrislerinden Rahimcan Atnabayev’in yazdığı makaleden öğrendiğimiz bir suçlamadır. Buna göre; Rasûlî, o zamana kadar bölgede mevcut olmayan “mevlüt bayramı (Peygamberin doğumunun kutlanması)” kutlama geleniğini başlatmakla suçlanmıştır. Akhoca köyünün yanındaki bir dağda ziyafet (yemek) ve zikir toplantısı şeklinde yapılan sözkonusu “mevlüt bayramı” kutlamaları, şikayetçilerce bidat olarak değerlendirilmiş ve resmî memurlara haber verilerek bu kutlamalara katılanların takip edilmesi istenmiştir[13].

 

Yapılan şikayetler sonucunda Diniye Nezâreti müftüsü Selim Giray Tevkilov, üç kişiden oluşan bir komisyon kurdurup Zeynullah Rasûlî’yi ve yine şikayet edilen bir başka Nakşî Halidî Atâullah Hacı Abdülmelikov’u Ufa’ya çağırmıştır. Kurulan komisyondaki üç kişi; Şeyh Kemaleddin, Hüsameddin ve Çeşme köyünden Şahingiray isimli bir müderristir. Tam tarihi bilinmemekle birlikte Rasûlî ile Atâullah Hacı’nın Ufa’ya gelip imzalı ifade vermeleri 1872’de gerçekleşmiştir. Ufa’da sadece ifadeleri alınan iki Nakşî, tekrar kendi memleketlerine yola çıkmışlardır. Ancak şikayetlerden haberi olan Ufa gubernatorunun araya girmesiyle Zlataust’ta polis şefi Devletşin tarafından tutuklanarak hapse atılmışlardır. Sekiz ay sonra da tekrar Ufa’ya getirilip, Vologda bölgesinde, hiç Müslümanın yaşamadığı Nikolski’ye polis kontrolünde yaşamak üzere sürgün edilmişlerdir (1873)[14].

 

Zeynullah Rasûlî’nin sürgün edilmesinin arkasında yatan önemli sebeplerden biri, muhtemelen, onunla Çardaklı Şeyh arasındaki nüfuz (etki alanı) mücadelesi olmuştur. Çünkü, Zeynullah Rasûlî’nin mürid sayısını giderek artırması, çeşitli bölgelerden insanların gelip ona bağlanmaları onunla Çardaklı Şeyh’in arasının açılmasına yol açmıştır. Bölgede eskiden beri varlığını ve etkisini koruyan Nakşî müceddidî koluna mensup Abdülhakim Çardaklı artık etki alanı daralmaya başlamıştı. Hatta bazı kaynaklarda bu rahatsızlığını açıkça söylediği ile ilgili bilgiler de vardır. Mesela Çardaklı Şeyh, İsterlibaş’a yaptığı bir ziyarette, Rasûlî’nin şeriata ters ve bidat işlerle uğraştığı ve bunun engellenmesi gerektiği şeklinde müridlerine şikayette bulunduğu belirtilmektedir[15]. Bu yüzden, Rasûlî ile birlikte yine bir Halidî olan Ataullah Hacı’nın şikayet edilmesi oldukça dikkat çekicidir.

 

Şikayetlerde geçen ilginç bir konu da açık (cehrî) zikir meselesidir. Zeynullah Rasûlî’nin Nakşibendîlikte hoş karşılanmayan açık zikre yer verdiği doğrudur. Hatta bunu sistemli bir şekilde yaptırmıştır. Onun öğrencilerinden Abdüllatif Baygazioğlu, Rasûlî’nin hayatı hakkında yazdığı makalesinde onun zikir halkasından söz etmektedir. Her Salı ve Perşembe akşamları Rasûliye medresesinde zikir toplantısı yapıldığını, sabahları da namzdan güneş doğuncaya kadar Hatm-i Hacegân (Nakşibendi zikri) yapıldığı ifade edilmektedir. Baygazioğlu, bazen onar defa cehrî olarak, yani yüksek sesle tehlil (La İlâhe illallah…) zikrinin yapıldığını, yatsı namazından sonra da siyer (Hz. Muhammed-s.a.v.- dönemi İslam tarihi) ve şemâil (Hz. Muhammed-s.a.v.’in kişiliği ile ilgili kitaplar) okunduğunu söylemektedir. Baygazioğlu, ayrıca, müridlerin bu zikirler sırasında cezbeye kapılıp (heyecana gelip) yığılıp kaldıklarından ve namazlarda “Hüvallah” diye ses çıkaranların bulunduğundan da bahsetmektedir[16]. Bu tür hareketlerin İdil Ural bölgesinde hoş karşılanmadığı bilinen bir gerçektir. Bununla ilgili olarak Rızaeddin b. Fahreddin de Asâr’ın 13. cüzünde ilginç bir örnek vermektedir. Ağustos 1860’ta Aşağı İdil’de Saratov bölgesinde açık (yüksek sesle) zikir ile ilgili bir olay gerçekleşmiş ve tepkiyle karşılanmıştır. Hokandlı Hüseyin Molla Bayoğlu isminde bir şahıs, Saratov’da yüksek sesle zikir yaptırmış, raks, sema (dansla zikir) ve tegannînin (müzikli zikrin) dine uygun olduğunu savunmuştur. Halkın bir kısmı ona inanmışsa da Hasanüddin Ebuzeroğlu isimli bir imam tarafından Diniye Nezâreti’ne şikayette bulunularak önlem alınması istenmiştir[17].

 

Zeynullah Rasûlî’nin sürgün edilmesi ile ilgili olarak Ufa’daki Başkurdistan İlimler Akademisi Arşivi’nin Ümidbayev fondunda bir belgeye rastladık. Muhammed Selim Ümidbayev’in 3 Ocak 1873 tarihli resmî belgeden kopyasını yazdığı bu belgede, Zeynullah Rasûlî ve Atâullah Abdülmelikov kendilerine has bir öğreti yaymak, Müslüman halkı Ruslara karşı düşmanca tavırlar ortaya koymaya teşvik etmek, para ve benzeri hediyeler kabul ederek halkı ekonomik yönden sömürüp kazanç sağlamakla suçlanmaktadırlar. Belgede Orenburg gubernatorluğunun herhangi bir önlem alınmasını gerekli görmediği, sadece Diniye Nezâreti’nden bu kişilerin İslam’ın gereklerini yerine getirip getirmediğinin sorulmasını istediği belirtilmiş, ancak Ufa gubernatorunun bu iki şahsın görevlerinden alınıp sürgün edilmelerini istediği yazılmıştır. Belgede, ayrıca, bu iki şahsın Hz. Muhammed (s.a.v.) adına halka açık kutlamalar yaptıkları belirtilmektedir ki, bu biraz önce söylediğimiz “mevlüt bayramı” kutlamalarıdır. Bunun dışında iki şeyhin, Müslüman halkı sömürerek ekonomik açıdan, halkın arasına düşmanlık yaydığı için de siyasi açıdan tehlikeli olduğu yazılmaktadır. İki şeyhin Zlataust’ta tutuklandıkları zaman yazılan bu belge, İçişleri Bakanlığına bu sürgün hakkında Çardan izin alınması için yazılmıştır. Belgede suç olarak belirtilen ilginç konular da vardır. Meselâ, bu iki şeyhin yaydığı fikirler sebebiyle; insanların, evlerinin duvarlarına cinlerden, göz değmesinden korunmak için dualar ve büyük insanların (Allah’ın, peygamberin ve dört halifenin) isimleri yazılı levhalar astıkları ve tesbih kullanmaya başladıkları belirtilmektedir[18].

 

Zeynullah Rasûlî ve Atâullah Abdülmelikov, 3 Ocak 1873 tarihli resmî yazıdan hemen sonra 15 Ocak 1873’te Zlataust’tan Ufa, Kazan, Nijgorad ve Moskova üzerinden Vologda’ya kızakla gönderilmişlerdir[19]. Rasûlî, kendi yazdığı bir mektupta 11 Haziran’da Nikolski’ye ulaştıklarını ve yolda oldukça eziyet çektiklerini belirtmiştir[20]. Yaklaşık 5 aydan fazla bir zamanda Nikolski’ye varan iki şeyh, burada kale içinde polis kontrolünde tutulmuşlardır. Mektupları bile kontrol edildikten sonra kendilerine verilmiştir[21]. Rızaeddin b. Fahreddin, iki şeyhin yolculukları sırasında Elmet ve Karabaş’ta konakladıklarını ve bu sırada bölge Müslümanlarıyla görüştüklerini yazmaktadır. Hatta Rızaeddin b. Fahreddin, onun, bu sırada orada mahpus bulunan Abdurrahim b. Osman’ın öğrencilerinden Ahmetcan b. Şemsettin b. Selim ile görüştüğünü ve bu şahsın, Rasûlî’nin müridi olduğunu da belirtmektedir[22].

 

Nikolski’de üç yıl yaşayan Rasûlî, İçişleri Bakanlığından, Müslüman nüfusun bulunduğu Kostrama’ya geçmek için izin istemiş ve iznin çıkması üzerine Kostrama’daki bir Tatar mahallesine gelip 5 yıl burada yaşamıştır. Rasûlî’nin buradaki faaliyetleri hakkında şu ana kadar herhangi bir bilgiye rastlayamadık. Beş yılın ardından, müftü Tevkilov’un da çabalarıyla, vatanına dönme isteği kabul edilen Rasûlî, 1 Kasım 1881’de tekrar Akhoca’ya dönmüştür. Döndükten hemen sonra da, 1882’de, yanına Musa b. Fethullah’ı (bu şahıs Rasûlî’nin kardeşinin oğludur ve onun tercüme-i halini yazmıştır) da alarak ikinci kez Hac yolculuğuna çıkmıştır. Rasûlî, bu yolculuğunda da İstanbul’da Gümüşhanevî ile görüşmüş  ve İstanbul’da Nurosmaniye’de Karakolhane önündeki Kazanlı Tekkesi’nde bir ay kalıp Hicaz’a gitmiştir. Dönüşünde de bir müddet İstanbul’da kalmış ve 1884’de memleketine dönmüştür. Döndükten sonra Akhoca’da uzun süre kalmadan Troytsk’daki Amur mahallesindeki (5. mahalle) mescidi yapan Seyfullah b. Abbas Abbasov’un ricası ile Troytsk’a yerleşmiştir. Buraya gelir gelmez mahalleye canlılık getiren Rasûlî, burada birkaç medrese, imarethane, mescit ve kütüphane yaptırarak bir kompleks (küllliye) oluşturmuştur. Mahallenin adını da “Mamûriye (imar edilmiş, düzenlenmiş)” olarak değiştirmiştir. Kısa zamanda bir ilim merkezi olan Troytsk’a çeşitli yerlerden çok sayıda öğrenci gelmeye başlamıştır[23]. Rasûlî’nin burada kurduğu medrese, “Rasûliye medresesi” olarak kısa zamanda meşhur olmuştur. Rasûliye medresesi, dönemin en meşhur medreseleri olan Kazan’daki Muhammediye ve Orenburg’daki Hüseyniye medreseleri gibi kaliteli eğitim veren bir medrese haline gelmiştir.

 

Rasûliye medresesi, mektep ve medrese kısmı ile birlikte; 4 yıl iptidâî (başlangıç), 3 yıl rüşdî (orta) ve 4 yıl idâdî (lise) olmak üzere 11 yıl öğretim süreli idi[24] ve Türk dünyasının birçok yerinden, özellikle de Kazak ve Kırgız bölgelerinden, yüzlerce öğrenci ve mürid (sufi) gelmekteydi. Rasûlî, avaz usûlü (usûl-i cedid veya usûl-i savtiye) ile öğretim yaptırdığı bu medresede fen bilimleri ile dini bilimleri birlikte okutuyordu. Bu medresedeki faaliyetlerini ömrünün sonuna kadar yoğun bir şekilde yürüten Rasûlî, 2 Şubat 1917’de hayata gözlerini yumduğunda (öldüğünde) arkasında bütün Türk bölgelerinden yetişmiş binlerce öğrenci bırakmıştı.

 

Zeynullah Rasûlî’nin oldukça zengin bir kütüphanesinin olduğu ve kütüphanesini, ömrünün son yıllarında bir bina yaptırıp vakfettiği bilinmektedir. Kütüphane memurunun ve kütüphanenin diğer masraflarını da kendisinin vakfettiği kaynaklarda yer almaktadır. Vefatından önceki son vasiyeti ise Cemiyet-i Hayriye’ye bin sum vakfedilmesi ve bu ana paraya dokunmadan bunun gelirinden Yetimler Evinin (Darü’l-Eytâm) masraflarına ayrılması ve Troytsk’da erkek-kız ilkokul öğrencilerine dağıtılmak üzere mektep başına yirmişer sum verilmesidir[25].

 

Zeynullah Rasûlî’nin geride bıraktığı altı oğlundan dördü Mahbube Ataullah Kızı adlı hanımından olma çocuklarıdır (Abdurrahman, Hibetullah, Abdülkadir, Abdüssabur). Ayrıca aynı hanımından Gülbade ve Ayşe isimli iki kızı ve diğer hanımlarından da üç kızı vardır. Diğer hanımlarndan olan iki oğlunun isimleri ise, Hayrullah ve Abdullah’tır. Çocuklarının en büyüğü Abdurrahman Rasûlî’dir[26]. Aynı zamanda babasının halifesi gibi görülen ve babasının katılmadığı siyasi bazı toplantılara katılan Abdurrahman Rasûlî, 1906’daki Üçüncü Bütün Rusya Müslümanları Nedvesi’nde 15 kişilik dini komisyon üyeleri içinde yer almıştır[27]. 1941’de Avrupa Rusyası ve Sibirya Müslümanları Dini İşler İdaresi’ne müftü olarak tayin edilen Abdurrahman Rasûlî, 1952’de vefat etmiştir. Mezarı Ufa’da Diniye Nezareti’nin bahçesindeki küçük mezarlıktadır.

 

Zeynullah Rasûlî’nin diğer oğlu Hibetullah 1903’te, genç yaşta iken, vefat etmiştir[28].  Rasûlî’nin diğer oğlu Hayrullah, Medine’de Nakşibendiliğin Müceddidiye koluna bağlanarak Kargalı (Said)’de imamlık ve müderrislik yapmıştır. Abdülkadir isimli oğlu ise, kısa bir süre Petersburg’da, ardından da İstanbul’da okumuş ve Astrahan’da imamlık yapmıştır. 1928’de Troytsk’ta yayımlanan Vpered gazetesinde mollalık ukazını yırttığını açıklayan kısa bir yazı yazmıştır.  Ayrıca 1930 yılı başlarında Nauka i religiya (Fen hem din) isimli din karşıtı bir dergide de benzer bir yazı yazmış ve bunun sebeplerini açıklamıştır. Ancak onun gerçekten ateist olup olmadığı veya bunun dönemin sıkıntılarının getirdiği bir mecburiyetten mi kaynaklandığı bilinmemektedir. Abdullah isimli oğlunun Alimcan Barûdi’den ders aldıktan sonra İstanbul’da okuduğu bilinmektedir[29]. Abdüssabur hakkında ise bir bilgiye rastlanmamıştır.

 

Zeynullah Rasûlî ile ilgili bilgiler onun hakkında yazılmış birçok tercüme-i hale dayanmakla birlikte, hakkındaki resmî belgeler, bu makalede kullandığımız Muhammed Selim Ümidbayev’in kopya ettiği bir belge dışında şimdiye kadar bulunamamıştır. Rızaeddin b. Fahreddin 1917’de, onun ölümünün ardından, onun hayatı hakkında yazılanları ve o dönemde gazetelerde onunla ilgili çıkan yazıları bir kitap halinde yayımlamıştır. Sözkonusu kitabın girişinde Rasûlî ile ilgili belgelerin İçişleri Baknlığı ve Orenburg Gubernatorluğu arşivinde bulunabileceğini söyleyen Rızaeddin b. Fahreddin, Diniye Nezareti arşivinin büyük ve önemli bir kısmı zarar gördüğü için, bazı şikayetnameler dışında fazla bir şeyin bulunmadığını yazmaktadır[30].

 

  1. Zeynullah Rasûlî’nin Müridleri:

 

            Zeynullah Rasûlî, İdil Ural bölgesinde oldukça tanınmış bir şahıstır. Birçok meşhur Tatar ve Başkurt alimi ona bağlanmıştır (intisap etmiştir, tarikatta onun yolunu takip etmiştir). Kendisi bir usûl-i cedidci olduğu halde cedidçilerin ve kadimcilerin her ikisinin de kabul ettiği bir alim olmuştur. Ona bağlı alimler arasında şu isimler vardır: Rızaeddin b. Fahreddin[31] (ö. 1937), Alimcan Barûdi (ö. 1921), Mecit Gafûrî (ö. 1934), Abdullah Battal (Taymas) (ö. 1969), , Kazak edebiyatının temelini atan meşhur edebiyatçı Sultanmahmut Toraygırov[32] ve Karakalpak şairi Hacıniyaz Kösibay[33]. Ayrıca meşhur tarihçi Zeki Velidi Togan’ın babası ile yine Troytsk’da Tüngevir Başkurtlarından Muhammed Halife’nin Rasûlî’nin halifelerinden olduğu bilinmektedir[34].

 

Rasûlî’nin bir diğer müridi Diniye Nezareti kadılarından Muhammed Sabir b. Muhammed Can b. Hasan b. Murtaza (ö. 1924)’dır. Buguruslan’a bağlı Baki köyünde doğan bu zat, Troytsk’da Cemaleddin b. Sübhankul’dan ve Zeynullah Rasûlî’den ders almıştır. Rus Duma’sına vekil seçilip bir müddet Petersburg’da kalmış ve 1914’de ahund olmuştur[35]. 1920’de toplanan İslam Nedvesi’nde de Diniye Nezareti’ne kadı tayin edilmiştir. Rasûlî’nin müridlerinden bir diğeri Ahmedcan b. Şemsüddin et-Tobolî Ebivî es-Samarî el-Kazanî’dir. Bu  kişi bir ara hapiste de yatmış ve Zeynullah Rasûlî’ye mersiye yazmış, Rasûlî de bu şahsa şiir şeklinde mektup yazmıştır. Rasûlî’nin bir başka meşhur müridi de Miftâhü’t-Tevârih ve Nevâdir gibi eserlerin yazarı olan Habibneccar b. Muhammed Kâfî’dir[36].

 

Zeynullah Rasûlî’nin pek çok sayıda öğrencisi vardır. Bunlardan bazılarının isimleri şu şekildedir: Molla Selahaddin b. Molla Hasanüddin, Molla Fahreddin b. İmamüddin el-Torbaslı el-Kubavî el-Ufavî, Molla Behmen Efendi b. Fervâcüddin el-Balhocavî el-Ufavî, Abdullahcan b. Muhammedcan et-Taşkiçüvî…vb[37].

 

  1. Zeynullah Rasûlî’nin Eserleri:

 

  1. el-Fevâidü’l Mühimme li’l-Müridi’n-Nakşbendiyye ve’l-Evrâdi’l-Lisâniyye ve’s-Salavâti’l-Me’sûre (St. Petersburg 1898, İ. Mirza Boraganski ve Kampanyası Matbaası): Yirmi dört sahifelik küçük bir eserdir. Tatarca açıklamalar dışında Arapça dualardan oluşmaktadır. Nakşî zikir ve duaların biraraya getirilmesinden ibaret olup, bu duaların nasıl ve ne zaman okunacağını açıklamaktadır.

 

  1. er-Risâletü’l-Hızıriyye (Troytsk 1908, Energiya Matbaası): Zeynullah Rasûlî’nin otuz üç sahifelik bu eseri; Hızır (a.s.)’ın yaşayıp yaşamadığı hakkında, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzûlü (inişi) hakkında, tasavvuf hakkında ve alfabe harflerinin okunuşu konusunda yazılan, dört makaleden oluşmaktadır. Makalelerinde alıntı oldukça fazladır ve bu alıntıların kaynakları verilmektedir. Özellikle tasavvuf hakkında yazdığı makalenin tamamına yakınını İmam Gazâlî’nin el-Munkizu mine’d-Dalâl adlı eserinden alınmıştır. Alfabe harflerinin okunuşu hakkındaki yazısı oldukça kısadır. Elifbâ Hakkında adlı eserinin bir ön hazırlığı mahiyetinde olsa gerektir. Çünkü bunu daha erken yazmıştır. Kitabın en ilginç taraflarından biri, Ebu’l-Alâ el-Maarrî’den bahsederek onun Hz. İsa (a.s.)’nın inişini kabul etmemesinden dolayı bidatçi olduğunu belirtmesidir. Ayrıca kısaca Maarrî hakkında bazı ulemanın fikirlerini yazmaktadır. Kitapta çok az bir kısım Tatarca geri kalan kısım ise Arapça’dır. Kitabın sonuna (s. 31-32) Suyûtî’den alınan “Hadîsü’l-Abdâl” adlı bir kısım da eklenmiştir.

 

  1. Makâlâtı Zeyniyye (Kazan 1908, Şeref Matbaası): Zeynullah Rasûlî’nin on sekiz sahifelik bu küçük eseri Troytsk’da basılan er-Risâletü’l-Hızıriyye adlı eserinin hemen hemen aynısıdır. Ancak bu eserde tasavvuf hakkındaki makale basılmadığı gibi “Hadîsü’l-Abdâl” kısmı da yoktur. Öte yandan diğer makaleler her iki kitapta aynı olmakla birlikte er-Risâletü’l-Hızıriyye’deki makalelerin özellikle son kısımlarındaki bazı bölümler Makâlâtı Zeyniyye’de yer almamıştır.

 

  1. Risâle fî Hayyi’l-Hızır (Kazan 1908, Beyânülhak Matbaası): Rasûlî’nin dokuz sahifelik bu küçük kitabı da aynı yıl içinde Troytsk ve Kazan’da basılan yukarıdaki iki kitabında yer alan Hızır (a.s.) hakkındaki makalesinin aynısıdır. Ancak bu makale biraz daha kısaltılıp özetlenmiştir. Çok az bir Tatarca kısmı hariç Arapça’dır.

 

  1. Troytsk Uleması ve Usûl-i Cedîde (Orenburg 1911, Vakıt Matbaası): On bir sahifelik bu küçük Tatarca kitapçık, usûl-i cedidin aleyhinde olanlara karşı bir fetva niteliğindedir. Kitapçık, Zeynullah Rasûlî’nin önderliğinde; Ahund Molla Ahmet Hacı b. Abdüzzâhir Rahmankulu, Molla Atâullah b. Molla Muhammetcan ve Damolla Muhammedzarifoğlu Muhammed Bikmatov’un imzasıyla yayımlanmıştır. Kitapçık, önce Orenburg’daki Vakıt gazetesinde bir bildiri şeklinde defalarca yayımlanmış, sonradan da kitapçık olarak basılmıştır. Usûl-i cedîd ile eğitimin İslam’a uygunluğunu ve faydasını belirten kitapçık oldukça önemlidir. Cedidciler için olumlu bir fetva özelliğine de sahip olduğundan yoğun bir ilgiyle karşılanmıştır. Kitapçığın bildiri olarak yazılış tarihi 23 Şubat 1908’dir. Kitapçığın bir bölümü Hakikat ismiyle Kazan’da Haritonov matbaasında da basılmıştır. Bu baskının tarihi yoktur.

 

  1. Elifbâ Hakkında (Orenburg 1912, Vakıt Matbaası): Arapça cümlelerin çoğunlukta olduğu on üç sahifelik Tatarca küçük bir eserdir.Yazılış tarihi kitabın sonunda, Rasûlî’nin imzasıyla birlikte, yer almaktadır. Verilen tarih 4 Rebiülahir 1330 (1912) dir. Aslında Vakıt gazetesinde yayımlanmak için gönderilmiş, ancak Arapça cümleleri çok olduğundan ve oldukça önemli görüldüğünden Vakıt idaresi makaleyi ayrı bir kitapçık olarak basmayı uygun bulmuştur. Rasûlî, bu eserinde, alfabe harflerinin ismiyle değil müsemmasıyla, yani sesleri ile okunmasının çocuklar için çok kolay bir öğretim yolu olduğunu açıklamaktadır. Bununla ilgili olarak klasik kaynaklardan deliller getirmektedir.

 

  1. Rasûliye medresesi hocalarından Rahimcan Atnabayev, Rasûlî’nin Cuma günü kabre konulmanın faziletleri ile ilgili rivayetleri topladığı bir kitapçık yazdığını da bildirmektedir[38]. Fakat bu eser henüz bulunamamıştır.

 

  1. Rasûlî Hakkında Yazılan Medhiye ve Mersiyeler:

İdil Ural bölgesinde 19 ve 20. asırlarda mersiye ve medhiye yazma geleneği oldukça yaygındır. Sevilen büyük insanlar hakkında bu türden şiirler hep yazılagelmiştir. Zeynullah Rasûlî ile ilgili olarak şu ana kadar iki medhiye ve bir de mersiye bulabildik. Bunlardan ilki, yani medhiyeler daha o hayatta iken Kazan’da Kerimiye matbaasında 1911’de basılmıştır. 12 sahife olan bu iki medhiye Kazakça ile Tatarca karışımı bir dille yazılmıştır. Medhiyelerden ilkini Kazaklardan Argınbay İshak Hacı, ikincisini de yine Kazaklardan Hacı Üske Oğlu yazmıştır. Elimizde bulunan tek mersiye ise Rasûlî’nin müridi Ahmetcan b. Şemsettin tarafından yazılmıştır.

Ayrıca 1903 yılında genç yaşta ölen Rasûlî’nin oğlu Hibetullah adına yazılmış bir mersiye de vardır. Bu mersiyeyi Nakşibendî müridlerinden Abdülbâri es-Seyyidî el-Orenburgî isimli bir kişi kaleme almıştır. Bu müstear ismin Mecit Gafûrî’ye ait olduğu belirtilmektedir. Mersiye, Petersburg’da İlyas Mirza Boraganski matbaasında basılmıştır. Basım yılı yer almamaktadır ancak sansürden geçiş tarihi 1903’tür. Muhtemelen aynı yıl veya 1904’te basılmıştır.

 

  1. Alim Bir İmam, Tarikat Şeyhi ve Toplum Hizmetkârı:

Zeynullah Rasûlî, hem dinî ilimlere iyi derecede bilen âlim bir imam, hem etkili bir tarikat şeyhi, hem de toplumun ihtiyaçlarını karşılayan bir toplum hizmetkârı idi. Troytsk’da Mamuriye (Amur) mahallesinde ilim ve ibadet ruhunu herkese vermeye çalışmış, medresesindeki faaliyetleriyle de Rusya’nın çeşitli bölgelerine imamlar, müderrisler ve muallimler göndermiştir. Özellikle Kazak-Kırgızlar arasına gönderdiği imam ve müderrisler çok sayıda olmakla birlikte Kazak-Kırgızların kendi içlerinden de imamlar ve mollalar yetiştirmiştir. Kendisinin ilmî sohbetlerinde ve medresesinde Kazak-Kırgız öğrencilerin bulunmasına özel önem vermiştir. Bu yüzden de Rasûlî’nin ismi Bükeylik, Semipalat, Ural, Turgay, Akmolla, Semey…vb. gibi Kazak-Kırgız bölgelerinde oldukça tanınmıştır. Kazak-Kırgız bölgelerinin en uzak yerlerinden bile öğrencilerin geldiği Rasûliye medresesinde her yıl yüzden fazla öğrencinin öğrenim gördüğü ve bu sayının ölümünde bini geçtiğine dair kaynaklarda bilgiler vardır[39]. Keşşaf Tercümânî, Rasûlî’nin ölümünün ardından Kuyaş gazetesinde yazdığı bir makalede onun Kazak-Kırgız halkının eski dinî inanışlarından, örf ve âdetlerinden gelen bazı anlayışlarının yerine İslâmî unsurları yerleştirdiğini ifade etmektedir[40]. Hatta 1914’te Petersburg’da yapılan bir toplantıya Kazakların Orenburg Dinî İdaresi’ne bağlanmayı istediklerine dair bir telgraf göndermelerinin de Rasûlî’nin bu faaliyetlerinin bir sonucu olduğu ifade edilmektedir[41].

 

Zeynullah Rasûlî, bir tarikat şeyhi, bir önder sûfi olarak her zaman bidatlerden uzak sağlam bir inanışa sahip olmayı tavsiye etmiş ve tasavvufu da bu şekilde tanımlamıştır. Ona göre tasavvuf, Hz. Ebubekir (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.) yoluyla Rasulullah (s.a.v.)’den başlayan bir ilimdir. Bu sebeple o, tasavvuf ilminden herkesin bir parça da olsa nasibinin olması gerektiğini savunmuştur. Tasavvuf konusunda Gazalî’nin çizgisini takip etmiştir[42]. İdil Ural bölgesinde işanlara karşı çıkan birçok aydının bu fikrini tersine çeviren Rasûlî, “reşid mürşid”, “dinî ilimlere vakıf (çok iyi bilen) âlim bir zat” şeklinde olumlu cümlelerle anılmıştır[43]. Meselâ, işanlara pek hoş gözle bakmayan Zeki Velidi, Hatıralar’da Rasûlî’den övgüyle bahsetmektedir[44].

 

Halka tesiri oldukça büyük olan Rasûlî, birçok insanı kötü alışkanlıklarından vazgeçirmeyi başarmıştır. Bu, onun hakkında yazılan makale ve medhiyelerde üzerinde önemle durulan bir husustur. Öğrencilerinden zikir almaya gelenleri kabul etmemiş ve onların zikirlerinin dersleri olduğunu hatırlatmıştır[45]. Onun bu davranışı ilme ve öğrenmeye verdiği değeri ortaya koyması bakımından oldukça önemlidir.

 

Zeynullah Rasûlî, ilmî düşüncesinde ve tasavvufî anlayışında kendisini dar bir çerçevede tutmamış ve hep yeniliklere açık olmuştur. Onun Nakşiliğin önce Halidiyye koluna ardından da Müceddidiye koluna bağlanması ve bununla da yetinmeyerek iki kolda da bulunmayan cehrî (açık) zikre yer vermesi bunun en güzel delilidir. Ayrıca medresesinde usûl-i cedide ısrarla yer vermesi ve Mevlüt bayramı kutlamalarını başlatmış olması da bununla ilgilidir.

 

Rasûlî’nin gerek bir işan, gerekse bir cemaat önderi olarak en önemli faaliyetlerinden biri de her hafta belirli bir günün gecesinde; halkı, âlimleri, imamları, müderrisleri, muallimleri ve öğrencileri bir araya getirerek düzenlediği ilmî toplantılardır. Dönemin aydınları Keşşaf Tercümânî ve Rızaeddin b. Fahreddin bu toplantılara “işan meclisi” veya “edebî meclis” olarak adlandırmaktadırlar. Çeşitli ilmî sohbetlerin yapıldığı ve soruların cevaplandırıldığı bu toplantılar özellikle halk ve öğrenciler için oldukça faydalı ilmî dersler vazifesini görmüştür. Her haftaki toplantıda çok sayıda Kazak-Kırgız mollasının ve öğrencinin bulunması da Rasûlî’nin etkisinin Çin sınırına kadar yayılmasına yardımcı olmuştur[46].

 

Muhammed Necip Tünterî, Rasûlî’nin manevî hastalıkları tedavi etmekle kalmadığını, aynı zamanda eski tıp kitaplarını okuyup ilaç üretmeye çalıştığını da yazmaktadır. Hatta onun bu konuda yönetimden izin aldığını da eklemektedir[47].

 

Zeynullah Rasûlî’nin manevî etkisi oldukça geniş bir alana yayıldığı bilinen bir gerçekti. Kazan, Simbir, Samara, Saratov, Orenburg, Astrahan, Perm ve Vyatka gibi Tatar Başkurt nüfusun ağırlıkta olduğu yerler ile, Semipalat, Ural, Turgay, Semey, Akmolla gibi Kazak-Kırgızların ağırlıkta olduğu yerlerde onun etkisi vardı. Bu etkiyi iyi bilen bir Tatar yazarı, 18 Kasım 1906 yılında Vakıt gazetesine yazdığı “Şeyh Zeynullah Hazretlerine Açık Hat” isimli yazısında onun bu manevî etkisini gazete okumaya teşvik etme konusunda da kullanmasını istemektedir[48]. Gerçekten de Rasûlî, daha sonraları bazı yazılarını Vakıtgazetesine göndererek yayımlanmasını istemiş Vakıt gazetesi de bunları bazen makale olarak, bazen de kitapçık olarak yayımlamıştır. Ancak onun bu manevî etkisi ve özellikle de Kazak-Kırgızlara yönelik faaliyetleri Rus dini, dili ve kültürünün bu bölgelerde yayılmasına engel teşkil ettiğinden Ortodoks misyonerlerce pek hoş karşılanmamış ve hatta kendisine nefret hissiyle bakılmıştır[49].

 

Rasûlî, 1880’li yıllardan 1917’deki ölümüne kadar bütün İdil Ural bölgesinde ve hatta Kazak-Kırgızların yaşadığı birçok yerdeki kültürel ve sosyal olaylarda doğrudan ve dolaylı birçok katkıları olmuştur. Eğitimde yenileşme ve dini yenileşme (ıslah-cedidçilik) hareketlerine de her zaman destek vermiştir[50]. Meselâ, o, 3 Mart 1894’te Rızaeddin b. Fahreddin’e yazdığı kısa mektupta meşhur cedidci Mercânî’yi dönemin üç müceddidinden biri saymakta, onun özellikle akâid ve Kuran ilimlerinde büyük bir üstad olduğunu söylemektedir. Ona göre diğer iki müceddid ise tasavvuf ve hadis ilimlerinde üstad olan şeyhi Ziyaeddin Gümüşhanevî ile hadis, fıkıh, tarih ve kelam ilimlerinin üstadı olan Hindli Molla Abdülhay’dır[51]. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, Rasûlî, Hz. İsa (a.s.) inişini kabul etmeyen Maarrî’yi bidatçi olmakla suçlamış ve böylece dolaylı da olsa Maarrî’yi ön plana çıkaran ve onun Lüzûmiyyât’ının tercüme edilerek basılmasını sağlayan Musa Carullah, Ziya Kemâlî vb. cedidçilere bir eleştiri getirmiştir[52]. Onun bu eleştirilerinin yankısını, hakkında medhiye yazan Argınbay İshak Hacı isimli koyu takipçisinin şiirinde de görmek mümkündür[53].

 

  1. Rasûlî’nin Usûl-i Cedid ve Eğitimle İlgili Fikirleri:

Zeynullah Rasûlî, usûl-i cedid ile eğitime destek vermiş ve 1893’ten itibaren mekteplerde ve hemen sonra da medreselerde bu yeni usûlle öğretim yaptırmıştır. 1895’te İsmail Gaspıralı’ya iki muallimini göndererek yeni usûlü öğrenmelerini sağlayan Rasûlî, 1897’den itibaren de kendi medresesinde usûl-i cedidi uygulamaya başlamıştır[54]. Sadece bunu yapmakla da kalmamış bu yeni eğitim anlayışını izah eden (açıklayan) makaleler de yazmıştır.

 

Rasûlî, yazdığı eserlerde, harflerin isim ve müsemmadan ibaret olduğunu, ismin harflerin lafızlarını okumak (elif, be, te, se, cim….vs.), müsemmanın da harflerin seslerini okumak ( e, i, ü, be, bi, bü, ib, te, ti, tü, it…vb.) anlamına geldiğini söylemektedir. Ona göre, usûl-i savtiye adı da verilen usûl-i cedid, harfleri sesleriyle okuma demektir ve bu metod en kolay öğretim metodudur. Avrupa filozoflarının da bu metodu tercih ettiğini söyleyen Rasûlî, Kur’an-Kerim’in, bazı surelerinin başında yer alan mukattaat harfleri hariç, harflerin müsemmasıyla, yani sesleriyle okunduğunu iddia etmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Kur’an okuyana her harf için on kat sevap vardır sözünde kastedilenin de harflerin sesleriyle okunması demek olduğunu savunmaktadır. Bu konuyla ilgili klasik İslam kaynaklarından birçok delil de getiren Rasûlî, öğretim metodlarının her asrın ihtiyaçlarına göre değişebileceğini ifade etmektedir. Rasûlî sadece bu metodu savunmakla da kalmamış, medreselerde fen bilimlerinin okunmasının gerekli olduğunu da söylemiştir[55].

 

Zeynullah Rasûlî, gerek tavırları gerekse görüşleriyle cedidcilerle kadimciler arasında ortaya çıkan zıtlaşmaya engel olmaya çalışmış ve iki grup arasında köprü vazifesi de görmüştür[56]. Bazı kadimciler onun hakkında bazen uydurma haberler yayımlayarak usûl-i kadime döndüğünü yazmışlardır. Ama o hemen bunun gerçek olmadığını ilan etmiştir. Meselâ, Beyânülhak gazetesinin 237. sayısında Rasûlî’nin yeni metodu bırakıp eski metodla okutmaya başladığına dair bir makalenin yazılması üzerine Rasûlî, Yuldız gazetesinin 188. sayısında bunun doğru olmadığını açıklayan bir telgraf yayımlamıştır. Telgrafta Rasûlî’nin, mektep ve medreselerin ıslahını istediği bir kez daha ilan edilmiştir. Fakat kadimciler bununla yetinmemişler en önemli yayın organları olan Din ve Maişet’in 25 Ocak 1908 tarihli 4. sayısında yayımlanan telgrafı Rasûlî’ye gösterdiklerini ve onun böyle bir telgrafı göndermediğini söylediğini yazmışlardır[57]. Bunun üzerine Rasûlî, Beyânülhak ve Din ve Maişet’e cevap olmak üzere Troytsk âlimleriyle beraber Troytsk Ulemâsı ve Usûl-i Cedide isimli meşhur risâlesini yazmış ve yeni metodu 1893’ten beri uyguladığını ve buna da devam ettiğini belirtmiştir. 23 Şubat 1908’de yazılan kendisi küçük ama etkisi çok büyük olan bu önemli risâle, bütün İdil Ural bölgesinde kısa zamanda meşhur olmuş ve defalarca basılmıştır.

 

Rasûlî’nin bu risâlesi yeni metod lehine bir  fetva özelliğini de taşımıştır. Usûl-i cedidin önderi olarak kabul edilen İsmail Gaspıralı (ö. 1914), bu metodun dine aykırı olduğunu iddia edenlere karşı Rasûlî’yi örnek göstermiş ve bu konuda yazılar yazmıştır[58].

 

Zeynullah Rasûlî, kendisinin kurduğu Rasûliye’nin mektep ve medresesinin programını, eğitim yapmaktaki amaç ve hedeflerini de ortaya koymuştur. Ona göre, mekteplerdeki eğitimle amaçlanan; milli dilde okuma, yazma, doğru konuşma, fenni ve edebi bilimlerden haberdar etme, İslam’ın temel kurallarını, ahlâkî esaslarını çocuklara tanıtma ve mümkün olduğu kadar çocukların fikrî gelişimlerine yardımcı olmaktır[59]. Dönemine göre oldukça kaliteli eğitim veren bu okullar, kısa zamanda İdil Ural’daki büyük medreselerden daha ileri bir konuma geçmiştir. Rasûlî’nin bu eğitim faaliyetleri 1917’deki ölümüne kadar yoğun bir şekilde devam etmiştir. Onun medresesinden birçok müderris,  pedagog, tarihçi, gazeteci ve yazar yetişmiştir. Hâdî Maksûdî, Yuldız’daki makalesinde, 1917’ye gelindiğinde sadece Kazak-Kırgızlar arasında Rasûlî’nin bizzat ve dolaylı olarak yetiştirdiği bin kadar müderris ve molladan bahsetmektedir[60].

 

  1. Rasûlî’nin Siyasi Düşüncesi:

Zeynullah Rasûlî, siyasi bir kişiliğe sahip değildir ve Rusya Müslümanların siyasi faaliyetlerine doğrudan katılmamıştır. Ancak yine de 1905’de Rusya’da meşrutiyetin ilan edilmesinin ardından bütün Rusya Müslümanlarının birleşme çabalarına, dışarıdan da olsa, destek vermeyi, ihmal etmemiştir. Meselâ, 1905’te Nijnıy Novgorod’da yapılan gayrı resmî birinci toplantıya ve yine aynı şehirde 1906’da yapılan üçüncü resmî nedveye telgrafla iyi dileklerini göndermiştir. Oğlu Abdurrahman da bu üçüncü nedveye bizzat katılmış dini komisyon üyeleri arasında yer almıştır[61].

 

Rasûlî’nin sigorta konusunda verdiği bir fetvada Rusya’yı “dârü’l-harp (küfür diyarı)” olarak görüp sigorta şirketlerinden para almayı câiz kabul etmesi[62] de onun Çarlık Rusyasına nasıl baktığının önemli bir delilidir. O, bu fetvasıyla dönemindeki Tatar âlimlerinin tepkisini çekmiştir. Meselâ, Rızaeddin b. Fahreddin, onun doğru bir karar vermediğini, barış ve huzur içinde olan dönemlerde Rusya’yı  “dârü’l-harp” saymanın çeşitli fesatlara yol açabileceğine işaret etmektedir. Rızaeddin b. Fahreddin, Musa Carullah’ın da Beyanülhak’da onun bu fetvasının şeriate uygun olmadığını yazdığını belirtmektedir[63].

 

Son olarak şunu da ifade etmek gerekir ki, Zeynullah Rasûlî eğitim ve aydınlanmaya yönelik çabalarıyla,  Rus misyonerlerin Rus siyasi yönetimiyle ortaklaşa yürüttükleri Ruslaştırma ve Hıristiyanlaştırma faaliyetinin karşısında yer almıştır. O, sadece İdil Ural’da değil özellikle kültürel açıdan geri bırakılmak istenen Kazak-Kırgız bölgelerinde de faaliyetine ısrarla devam etmiş ve misyonerlerin hedefi haline gelmiştir. Bununla da yetinmemiş, Rus yönetiminin gerçek amaçlarını yazdığı için yasaklanan Murad Remzi’nin Telfîkü’l-Ahbâr adlı kitabını, yasaklanmış olmasına bakmadan, himaye etmiştir (korumuştur)[64]. Bu yüzden onun bu faaliyetlerini siyasi hizmetleri olarak değerlendirmek doğru olacaktır.

————————————-

DİPNOTLAR :

 

[1] . “Musa b. Fethullah’ın 1897’de yazdığı tercüme-i hal” (Bu zat Zeynullah Rasûlî’nin ağabeyinin oğlu ve arkadaşıdır), Rızaeddin b. Fahreddin (haz.), Şeyh Zeynullah Hazretniň Tercüme-i Hali içinde, Orenburg 1917 (Rızaeddin b. Fahreddin tarafından derlenmiş olan bu kitap bundan sonra Şeyh Zeynullah olarak kısaltılacaktır), s. 5; Murad Remzi, Telfîkü’l-Ahbâr, Orenburg 1908, c. 2, s. 491; Rızaeddin b. Fahreddin’in Ufa’da bulunan arşivinde yer alan belgeler içinde de Zeynullah Rasûlî’nin hayatı ile ilgili kısa bilgi bulunmaktadır bkz. Rızaeddin b. Fahreddin Fondu, Başkurdistan İlimler Akademisi Ufa Dil, Edebiyat ve Tarih Enstitüsü Arşivi (bu arşivde Rızaeddin b. Fahreddin fondundaki bilgiler ve belgeler bundan sonra cilt ve varak bilgileri verilerek R. Fahreddin Fondu olarak geçecektir), f. 7, op. 1, c. 24, starıy akt, vr. 155 (b).

[2] . Bu zat hakkında fazla bilgi için bkz. Rızaeddin b. Fahreddin, Âsâr, c. 2, 15. cüz, Orenburg 1909, s. 511-513.

[3] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 6; R. Fahreddin Arşivi, c. 24, vr. 155 (b).

[4] . Rızaeddin b. Fahreddin, Âsâr, c. 2, 11. cüz, s. 213, Orenburg 1905; ayrıca Muhammetşah b. Miras ile ilgili olarak bkz. Âsâr, c. 1, 8. cüz, s. 452-453, Orenburg 1904.

[5] . Zeynullah b. Habibullah Rasûlî, Fevâidü’l-Mühimme, s. 9-11, St. Petersburg 1898; Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 7; Âsâr, c. 2, 15. cüz, s. 542; Murad Remzi, Telfîkü’l-Ahbâr, c. 2, s. 491; Hamit Algar, “Shaykh Zaynullah Rasulev”, Muslims in Central Asia, ed. Jo-Ann Gross, Durham-London 1992, s. 117 (Bu makalenin Türkçe tercümesi için bkz. A. İmamoğlu, “Şeyh Zeynullah Rasûlî”, İlim ve Sanat, Mayıs 1995, sayı: 38, s. 65).

[6] . Z. Rasulî, Fevâidü’l-Mühimme, s. 9-11.

[7] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 7-9.

[8] . Halidiye kolu, adını Mevlana Halid-i Bağdâdî (ö. 1827)’den almaktadır. Halidiyenin o döneme kadar bilinen iki Tatar temsilcisinden biri, Mevlana Halid’in Mekke halifesi Abdullah el-Mekkî el-Erzincânî’nin Kazan’ın Kazaklar köyünde imam, müderris ve ahund olan halifesi Fethullah b. Sefer Ali el-Minâvuzî (ö. 1852) ve Çistaylı Şeyh Muhammed Zâkir Efendi’dir, bkz. Hamit Algar, a.g.m., s. 116; Rızaeddin b. Fahreddin, Âsâr, c.2, 11. cüz, s. 222.

[9] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 9-12.

[10] . Z. Rasûlî, Fevâidü’l-Mühimme, s. 9.

[11] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 10.

[12] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 10-12.

[13] . Rahimcan Atnabayev, “eş-Şeyh el-Muhterem Zeynullah Hazret Hakkında”, Turmış, No. 600, 1 Mart 1917; aynı makale için ayrıca bkz. Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 61-62.

[14] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 12.

[15] . Aynı yer.

[16] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 81.

[17] . Rızaeddin b. Fahreddin, Âsâr, c. 2, 13. cüz, Orenburg 1907, s. 385-386.

[18] . Muhammed Selim Ümidbayev Fondu, Başkurdistan İlimler Akademisi Ufa Dil, Edebiyat ve Tarih Enstitüsü Arşivi ( bu belge bundan sonra Ümidbayev Fondu olarak geçecektir), f.22, op. 1, ed. xr. 1, c. 1, vr. 83(a)-85 (b).

[19] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 13, 68 .

[20] . Aynı eser, s. 99

[21] . Aynı eser, s. 99-100; Hamit Algar, a.g.m., s. 126

[22] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 96.

[23] . Aynı eser, s. 14-15.

[24] . Troytsk’da Medrese-i Rasûliye’nin Mektep Kısmı İle Beraber 1914-15 Sene-i Tahsiliyyesine Mahsus Programması, Troytsk 1914, Energiya Mat., s. 1-15.

[25] . Muhammed Necip Tünterî, “Uluğ Musibet”, ed-Din ve’l-Edeb, sayı: 5-6, 28 Ocak-11 Şubat 1917; R. Atnabayev, “Şeyh-i Muhterem ve Üstâz-ı Mükerrem Zeynullah Hazretniň Defin Merasimi”, Turmış, No. 591, 1917; Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 74-75.

[26] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 16.

[27] . Musa Carullah, Umum Rusya Müslümanlarının Üçüncü Resmî Nedveleri, Kazan 1906, s. 21.

[28] . Hibetullah’ın ölümünün ardından Rasûlî’nin müridlerinden Abdülbâri es-Seyyidi el-Orenburgî isimli bir şahsın mersiyesi mevcuttur (Bu şahsın gerçekte Mecit Gafûrî olduğu bilinmektedir) bkz. Molla Hibetullah b. eş-Şeyh Zeynullah en-Nakşibendî Hazretleriniň Mersiyesi, St. Petersburg tsz. (1903’de sansürden geçtiği belirtilmektedir).

[29] . M. Remzi, Telfîkü’l-Ahbâr, c. 2, s. 491-495; Bennigsen-Quelqejay, Sufi ve Komiser, çev. O. Türer, Ank. 1988, s. 123; H. Algar, a.g.m., s. 128-129; Atilla Rasih, İşan Onığı, Kazan 1996, s. 16, 28 (Abdülkadir’in son dönemde yaşayan oğlu olan meşhur Tatar romancısı Atilla Rasih (Atilla Kadiroviç Rasulev), yazdığı İşan Onığı isimli belgesel romanda babası ve dedesi ile ilgili çeşitli bilgiler vermektedir.

[30] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. II.

[31] . Rızaeddin b. Fahreddin bunu bizzat kendisi ifade etmektedir, bkz. R. Fahreddin Fondu, f. 7, c. 25, vr. 179 (b); Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 63.

[32] . Sultanmahmud Toraygırov, 1893’de Bayanaul’da doğmuştur. İlk öğrenimini Mukan molla isimli köy mollasından almıştır. Yenilikçi olan bu molla, 1907den itibaren Sultanmahmud’u şiir yazmaya teşvik etmiştir. Daha sonra, 1912-13 yıllarında Troytsk şehrinde Rasuliye medresesinde eğitim almıştır. Toraygırov, daha çok eğitimle ilgili yazılar yazmıştır. 1913’ten itiraren cedidçi çizgideki Aykap’ta çalışmıştır. Aykap ve Kazak gibi dönemin önemli yayım organlarında yazı ve şiirler yazan Sultanmahmud Toraygırov, daha sonraları Alaş hareketinin içinde de yer almıştır. Zenginleri eleştiren ve sosyal adaleti savunan Toraygırov, Sovyet döneminin ilk yıllarında 1920 de vefat etmiştir, bkz. Sultanmahmut Toraygirov, Sıgarmaları, I-II, Almati, 2002 (Bu bilgiyi kendisinden aldığım Darhan Hıdıraliyev’e teşekkürü bir borç bilirim).

[33] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 32; M. Remzi, Telfîkü’l-Ahbâr, c. 2, s. 491; Gaisa Hüseyinov, “Şeyh Zeynulla Hazret”, Akidil, No. 3, Ufa 1996, s. 129.

[34] . Zeki Velidi Togan, Hatıralar, İstanbul 1969, s. 36-37, 205.

[35] . R. Fahreddin, Mahkeme-i Şer’iyyemiz, Müftülerimiz ve Kadılar Hakkında, el yazma eser, R. Fahreddin Fondu, f. 7, op. 1, c. 13, Novıy Akt, vr. 139 (a)-140 (a); Âsâr (3. cilt el yazma), R. Fahreddin Fondu, f. 7, op. 1, c. 12, Starıy Akt, vr. 316 (b), 323 (a)-323(b).

[36] . Mercânî, Kazan 1915, s. 122.

[37] . M. Remzi, Telfîkü’l-Ahbâr, c. 2, s. 491-495.

[38] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 93.

[39] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 22-23.

[40] . Keşşaf Tercümânî, “Uluğ Ziyâ’”. Kuyaş, No. 1076, 5 Şubat 1917; Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 42.

[41] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 42.

[42] . Zeynullah Rasûlî, er-Risâletü’l-Hızıriyye, Troytsk 1908, Energiya Matbaası, s. 21-27.

[43] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 45-47.

[44] . Zeki Velidi Togan, a.g.e., s. 10.

[45] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 22-25.

[46] . Keşşaf Tercümânî, a.g.m.; Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah,  s. 39, 42-43; Gaisa Hüseyiov, a.g.m., s. 13.

[47]. Muhammed Necip Tünterî, a.g.m.; Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 71.

[48] . A. İsâkî, “Şeyh Zeynullah Hazretlerine Açık Hat”, Vakıt, No. 100, 18 Kasım 1906.

[49] . V. V. Barthold, “Shaykh Zaynullah Rasûlev, 1833-1917”, Musulmanskiy Mir, Petrograd, 1917/1:1, s. 73-74; H. Algar, a.g.m., s. 129=130

[50] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 43.

[51] . R. Fahreddin, Âsâr, c. 4, R. Fahreddin Fondu, f. 7, op. 1, c. 14, Starıy Akt, vr. 59 (b).

[52] . Zeynullah Rasûlî, er-Risâletü’l-Hızıriyye, s. 16-20

[53] . Argınbay İshak Hacı İle Hacı Üskeoğlu’nun Troytskî İşan Zeynullah Hazretge Çıkargan Medhiyeleri, Kazan 1911, Kerîmiyye Mat., s. 2-7.

[54] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 46.

[55] . Z. Rasûlî, er-Risâletü’l-Hızıriyye, s. 28; Troytsk Uleması ve Usûl-i Cedîde, Orenburg 1911, Vakıt Mat., s. 9-11 (bu kitapta imzası olan diğer yazarlar; Molla Ahmet Hacı b. Abdüzzahir Rahmankulu, Molla Ataullah b. Molla Muhammedcan ve Molla Muhammed Zarifoğlu  Muhammed Bikmatov); Elifbâ Hakkında, Orenburg 1912, Vakıt Mat., s. 6-13.

[56] . Barthold, a.g.m., s. 73-74; H. Algar, a.g.m. 131.

[57] . İmzalar Mahfuz, “Tahtie”, Din ve Maîşet, No. 4, 25 Ocak 1908, s. 58.

[58] . Keşşaf Tercümânî, a.g.m.; Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 43.

[59] . Troytsk’da Medrese-i Rasûliye’nin Tanzimat ve Programları (1913-1914), Baskı yeri ve yılı yok; Troytsk’da Medrese-i Rasûliye’nin Mektep Kısmı İle Beraber 1914-15 Sene-i Tahsiliyyesine Mahsus Programması, s. 2, 6;

[60] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 110.

[61] . Musa Carullah, Islahat Esasları, Petrograd 1917, s. 174; Politiçeskaya Jizn Russkikh Musulman Do Fevralskoy Revolütsii, Oxford 1987, s. 47.

[62] . Rızaeddin b. Fahreddin, Şeyh Zeynullah, s. 104-105.

[63] . Aynı yer.

[64] . Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türk İli (Türkistan) ve Yakın Tarihi, İstanbul 1981, s. 541-542; Hatıralar, s. 44; H. Algar, a.g.m., s. 125-126.